Anasayfa » Makaleler » Aleviliği Dizayn Etmenize İzin Vermeyeceğiz!
Aleviliği Dizayn Etmenize İzin Vermeyeceğiz!

Aleviliği Dizayn Etmenize İzin Vermeyeceğiz!

Anlaşılıyor ki, bu asimilasyoncu, inkârcı, baskıcı egemen zihniyet iktidarda oldukça ve bu ülke demokratikleşmedikçe, biz farklı inanç ve kimliklere mensup milyonlarca kişi daha çok uzun zamanlar eşit yurttaş olabilmek için, farklılığımızı, yol ve öğretimizi inandığımız ve dilediğimiz gibi yaşayabilmek için sokaklarda, meydanlarda olacağız.
Aleviler son süreçte yine haksızlıklara, hak ihlallerine, eğitim sisteminin imam hatipleştirilip gericileştirilmesine karşı yürüyüş, miting ve oturma eylemleri yapıyorlar. Kadıköy Altıyol’da 7 hafta önce başlayan ve her hafta Pazar günleri başka şehirlerde de yapılmaya başlanan Oturma Eylemlerine halkın katılımı her gün artmakta olup bu eylemler Cumartesi Anneleri eylemine benzer şekilde süresiz olarak devam edecektir.

Yıllar yılı Mezopotamya ve Anadolu topraklarında Alevileri öldürmekle bitiremeyeceklerini anlayan egemenler, taktik değiştirerek Aleviliği katletmeyi kendi hedeflerine koydular. Bugüne değin Aleviliğin sorunlarını görmezden, duymazdan ve anlamazdan gelen inkârcı, asimilasyoncu zihniyetin temsilcileri, yani iktidarı, devlet aygıtını elinde tutanlar, genellikle de yerel ve genel seçimler yaklaştıkça, birdenbire Alevileri görüyor, fark ediyor ve Alevilerin sorunlarına çözüm arıyormuş gibi yapıyorlar.

Geçmiş hükümetler gibi, Alevilerin, başkaca toplumsal kesimlerin yaşadığı sorunlarla ilgili “kör, sağır, dilsiz” misali üç maymunu oynayan AKP, Aleviler ve diğer farklı inanç ve etnik kesimlerle ilgili, adına “Açılım”, “Çalıştay” dediği bir dizi faaliyet gerçekleştirdi. Alevi, Kürt, Ermeni ve Roman Açılımı diyerek sanki “çözüm arıyormuş” gibi yaptı ve şimdi de yapıyor. Bunu yaparken, o toplum kesiminden kimi işbirlikçi, ihanetçi, rantçı ve menfaatçiyi de yanına almayı ihmal etmiyor.

Bu zihniyet öylesine pişkin ve yüzsüz ki, yıllarca Aleviliği, Alevileri inkâr edip yok sayan, her türlü karalama, iftira ve aşağılamayı yapan, zaman zaman Alevi dergahlarını bile başlarına yıkmaya çalışan, Sivas, Maraş, Çorum, Gazi ve Madımak katliamlarında suç işleyenleri koruyan, kollayan, besleyen, suçlarını örtbas etmeye kalkan; yakalanan suçluları, katilleri salıveren, mahkemeleri ve adaleti etkileyen, davaları zaman aşımına uğratan kendileri değilmiş gibi, ayrıca Muharrem ayında, Alevilikte olmayan toplu iftar sofrası bile tertip ediyorlar. IŞİD’i besleyip büyüten, destekleyenlerin bu harami sofralarına kimi Alevi(!), adlarının başında “dede”, “profesör” gibi ünvanı olan bazı kişiler de katılıyor.

AKP iktidarı 2007 yılından buyana beri sayısız “Çalıştay” ve “Açılım” düzenledi. Bunu yaparken bile Alevi toplumunun gerçek temsilci ve örgütlerinin, Alevi toplumunun tüm istem ve taleplerine kulaklarını tıkadı ve yanlarına aldıkları bu işbirlikçiler üzerinden Aleviliği yeniden dizayn etmek, Aleviliği “Şiileştirme”, “Sünnileştirme”, “İslama yamamaya” yönelik bir politika izledi ve izliyor.

Aleviler, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, gittiği Hace Bektaş ilçesinde yaptığı konuşmada, AİHM’in “Zorunlu Din Dersleri İnsanlık Suçudur” kararını tanımadığını, ”AİHM’den ders almamıza ihtiyacımız yok bizim” sözlerini dikkatle okumalıdır. Salt bu söylem bile, asimilasyoncu, inkârcı, tekçi anlayışın değişikliğe uğramadan aynen devam edeceğinin açışa çıkması demektir. Yine Davutoğlu, “Son dönemde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine 103 sayfalık Alevi bölümü ekledi. Yanlışsa değiştirelim, eksikse tamamlayalım” demekle de, “Zorunlu Din Derslerinin” kaldırılmayacağını, Aleviliğin yine Sünni din dersi müfredatı içinde okutulacağına vurgu yapıyor. Aynı konuşmada devamla “Bir kurum, kişi başka bir mezhebi, meşrebi tahkir ediyorsa bizim nezdimizde büyük bir cürüm işlemiştir” ifadesiyle de, mevcut anlayışlarının bugüne dek yaptığı inkâr, iftira, karalama ve asimilasyonun üstünü örtmeye çalışıyor.

Görülen o ki, son paketten, Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı bir ”Daire Başkanlığı”, devletin maaşlı memuru yapılacak bazı Alevi Dedelerine “Maaş bağlanması”, “Cemevlerine yasal statü kazandırılmadan, “Kültür Merkezi” adı verilmesi ve bunların “su, elektrik ücretlerine” destek sağlama kandırmacasından başka bir şey çıkmayacak.

Oysa Alevilerin talepleri çok açık ve nettir. Aleviler, gerçek laik demokratik bir ülkede Diyanet İşleri Başkanlığının olmayacağını ve lağvedilmesini, Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulmasını, Zorunlu Din Derslerinin kaldırılmasını, Alevi Dergahlarının gerçek sahiplerine teslim edilmesini, Madımak Otelinin Utanç Müzesi olmasını, Alevi köylerine zorla yapılan cami uygulamasına son verilmesini ve tüm vatandaşlar gibi “eşit yurttaş” gibi yaşamak istiyorlar.

Bu durumda Aleviler haklı, insani taleplerini reddeden, gerçek temsilci ve yöneticilerini dışlayan, altına imza attıkları uluslararası sözleşme ve mahkeme kararlarını bile uygulamayan; Alevileri ve Aleviliği her fırsatta, her platformda aşağılayan, yuhalatan; katillere “ecdadım” diye sahip çıkan, Aleviler ve Aleviliğe yönelik ayrımcı, ötekileştirici, aşağılayıcı bir dil ve üsluptan asla vazgeçmeyen; Suriye ve Irak’ta binlerce Alevi, Türkmen, Nusayri, Ezidi’nin katledilmesinde IŞİD, El Nusra, El Kaide, ÖSO gibi katil sürülerine her türlü desteği veren dönemin Başbakanı, şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bugün yine itibar etmemelidir .

Sadece Aleviler değil, bu topraklarda ve bu ülkede yaşayan ve devletin ırkçı, gerici, faşist, tekçi anlayışıyla hak ihlallerine uğrayan tüm toplum kesimleri bunlara itibar etmemelidir.

Ermeni Açılımı deyip Hrant Dink’in katillerini saklayan, koruyan devlet görevlilerine göz yumup müsamaha gösteren, Rahip Sontoro ve Zirve Kitabevi katliamlarında susanlar; Roboski’de onlarca Kürt çocuğunun savaş uçaklarınca bombalanması olayını araştırıp, gerçek sorumlu ve suçluların açığa çıkarmayanlar bu zihniyetin temsilcileridir.

Gezi Ayaklanmasında demokratik talep ve tepkilerini dile getiren yüzbinlerce insana karşı Tomalar, panzerler, robokoplar, kimyasal gazlar, plastik ve gerçek mermiler kullanılması emrini veren dünün Başbakanı, bugünün Cumhurbaşkanı, aynı zihniyetin temsilcisidir.

Güvenlik güçlerinin işlediği cinayetler için, “Polise vur emrini ben verdim” diyerek, Abdocan’ı, Ethem’i, Medeni’yi, Ahmet Atakan’ı, Hasan Ferit’i aramızdan koparıp alanlar, tetiği çekenler kadar suçludur.

15 yaşında bir fidan olan Berkin’in polis kurşunuyla öldürülmesini haklı gösteren, aradan geçen bunca zamana rağmen her konuşmasında Berkin’e kin kusan, Ali İsmail’in ve birçok kişinin linç edilmesini onaylayan, Cemevi içine kadar giren polisin bir gencimizi katletmesine ses çıkarmayanlar da bu zihniyetin temsilcileridir.

Yeni Osmanlıcılığıyla övünen, siyasal İslamcılık ideolojisinin önemli teorisyenlerinden olan, bir yandan “Kerbela’yı kim ki unutur, insanlığı unutur” diyen, asla diğer yandan Suriye’de Alevilerin katledilmesine göz yuman şimdiki Başbakan Ahmet Davutoğlu da aynı zihniyetin temsilcisidir ve asla Davutoğlu ile Hükümetinin sahte ve sözde “Alevi Açılımı” söylemine itibar edilmemelidir.

Aleviler, haksızlık karşısında boyun eğmeyen Pir Sultan Abdal’ın “Kadılar müftüler fetva yazarsa / İşte kemend, işte boynum asarsa / İşte hançer, işte kellem keserse / Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” sözlerine sarılmalı ve asimilasyonculara karşı bir daha “Alın Açılımlarınızı Başınıza Çalın” diyerek haykırmalıdır.

Bu Haberde Dikkatinizi Çekebilir!

Ölümcül İstikrar

Ölümcül istikrar

Ölümcül istikrar Acılı, endişeli günlerin içinde ölüm haberleri var sadece. Ölümlerin devam eden “istikrarı”! Terör ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir