Anasayfa » Makaleler » Bölgeden izlenimler
ali_kenanoglu

Bölgeden izlenimler

Son bir ay içerisinde Hakkari, Van, Adıyaman, Dersim, Erzincan, Yüksekova, Şemdinli, İdil, Cizre il, ilçe, köy ve dağlarında yol kat ettim. Bölgede yaşanan acıları, katliamları yerinde görme imkanlarım oldu. Askerle, polisle, Valiyle, gerillayla, IŞİD militanı aileleriyle görüşme imkanınım oldu. Abluka altında kalan bölge halkının yaşadıklarına tanıklık ettim.

Orta Anadolu’da doğup ülkenin batı yakasında yaşayan birisi olarak tavsiyem şudur ki her canlı mutlaka o bölgeleri görmeli yaşadıklarına tanıklık etmelidir. Batıda yaşayan her insan ahkam kesmeden önce turisttik olarak olsa da mutlaka bu bölgelere gitmeli görmeli oradaki insanlara dokunmalıdır.

Burada Televizyonlarda şu kadar terörist öldürüldü bu kadar sığınak imha edildi diye izlerken o terörist tanımlamasına giren kişilerin aslında hane halkının rutin işlerini yaparken yada evinde uyurken katledildiğini biz batı yakasındakiler beklide hiç öğrenemeyeceğiz, aksini duysakta inanmayacağız. Devletin resmi imamının evinin obis bombasıyla nasıl tahrip edildiğini, bombanın yatay dağılımı sayesinde tesadüfen yerdeki yatağında sadece yaralanarak canını kurtardığını bilemeyeceğiz, duysakta inanmayacağız.  Sivil araçların askeri zırhlıdan atılan ateş sonucu yakıldığını, havaya uçurulduğunu bilmeyeceğiz.

Bölge halkı diyor ki; “ üç yıldır savaş yoktu, çatışma yoktu bir tane silah patlamıyordu, bu kadar yıl içerisinde Devlet ne yaptı buraya, sadece kalekol ve halkın hiç kullanamayacağı dağların tepelerine asfalt yollar.”  İşte bu yüzden Devlete olan güven çoktan bitmiş. Aslında halk çoktan başının çaresine bakmaya ve kendi geleceğini kurmanın yollarını aramaya koyulmuş. Devlet oralarda karakolun içindeki askerden başka bir şey değil. Şemdinli Kaymakamının makam aracı akrep diye bilinen zırhlı güvenlik aracı olmuş. Devlet Şemdinli’de Tekeli kalekolundan Şemdinli ve köylerine bomba yağdıran bir unsurdan başka bir şey değil.

Cizre heyetindeydim, üç barikatı yürüyerek aştıktan sonra dağlardan, köylerden İdil’e girebildik. İdil girişinde geleceğimizi duyan halk bizi karşılamaya gelmiş bekleşiyorlar. Kalabalık halde duran o halkın arasındaki yoldan üç akrep ve bir toma geçerken önce bir gaz sonra su ve eş zamanlı olarakta havaya silahla ateş ederek geçtiler. Ben panik halde sağa sola bakarken halkın gayet sakin olduğunu hayretle izledim. Çünkü onlar için bu durum gayet olağan bir şeydi. Hani biz gazı suyu istanbul’dan çok iyi biliyoruz da gerçek mermilerle halkın arasından dakikalarca havaya ateş açılmasına pek alışkın değiliz. Ortada ne bir slogan, ne bir gösteri ne de bir olay varken bunun yapılması aslında her şeyi özetliyordu.
O gün idil’de havaya da olsa halkın bulunduğu alana doğru ateş açılması Bölgedeki Devlet – Vatandaş (!) arasındaki o bağı bize açıklıyordu.

Bana göre bu geziden elde ettiğim en önemli sonucun artık bölge halkının çok örgütlü çok bilinçli bir tavır sergilemesidir. Artık 90’lı yıllarda olduğu gibi kimse boşaltma kararına rağmen kimse köyünü boşaltmıyor, kimse çocuğunu polise teslim etmiyor. Ölecekse burada ölsün hiç olmazsa bir mezarı olur diyor. Çünkü 90 larda evlerinden alınan çocukların bir mezarları bile yok. Bu zulüm altında büyüyüen bir halk bugün yaşatılan zulme de boyun eğmiyor.

Sarayın yürüttüğü bu savaş Sarayın yoğun isteği ve hevesiyle en fazla 1 Kasım’a kadar sürdürülebilir, ötesi yok. Bölgedeki Askeri polisi bu Savaşı durdurun diyor. Bu iş nasıl olsa masada bitecek öyleyse biz niye ölüyoruz ki diyorlar.

Bu Haberde Dikkatinizi Çekebilir!

ali_kenanoglu

Tunceli Üniversitesinin Alevilik kaygısı

Tunceli Üniversitesi rektörü ve üniversitede Alevilik çalışmaları yürüten heyetle iki defa aynı ortamda bulunduk. Şu ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir