Anasayfa » Haberler » Türkiyeden Haberler » Hasan Kılavuz Dede:”Alevilik inancında akıl önde inanç arkadan gider”
Hasan Kılavuz Dede Alevilik inancında akıl önde inanç arkadan gider

Hasan Kılavuz Dede:”Alevilik inancında akıl önde inanç arkadan gider”

Alevi Kültür Dernekleri Mersin Şube Başkanı dede Hasan Kılavuz’la Alevilik erkanını, Alevilerin ibadet biçimlerini, felsefelerini ve devletten beklentilerini konuştuk. Kılavuz, “Bizim inancımız aklın inancıdır. Alevilik inancında akıl önde inanç arkadan gider. Hiçbir zaman inanç aklın önüne geçmez. Bizde daima akıl öndedir..İnanç arkadan gelir, aklın süzgecinden geçer” dedi. Bir insanın inancını başka bir insanın belirleyemeyeceğini kaydeden Kılavuz, “İşte ben onun için diyorum ki inançların önüne asla barikatlar kurmamalıyız. Alevilik kendi başına bir inançtır. Kuralları, kaideleri vardır. Bırakın Aleviler neye inanıyorsa ona inansınlar, neyi inanç mabedi olarak kabul ediyorlarsa ona gitsinler. Bizim inanç evimiz de cemevidir” ifadelerini kullandı.

1945 yılında Tunceli-Mazgirt’te doğan Hasan Kılavuz, dede sülalesinden gelen bir Alevi kanaat önderi. 1970 yılında Almanya’nın Hamburg kentine yerleşen Kılavuz, Almanya’da olduğu süre içinde Alevi örgütlenmesi ve Alevi erkanı üzerine çalışmalar yaptı, dünyada ilk kez Alevi adıyla dernek kurulmasına öncülük edenler arasında yer aldı. Alevilik alanındaki bilgi birikimiyle Dinlerarası Diyalog çalışmalarında Alevi toplumunu temsil eden Kılavuz, Almanya’daki işinden emekli olduktan sonra yurda döndü. Alevilik erkanı üzerine çalışmalarına burada da devam eden Kılavuz, 2013 yılında Mersin Alevi Kültür Derneği Başkanlığı’na seçildi. Dede Hasan Kılavuz ile Alevilik erkanını, Alevi ibadetlerini, tanrı inancını ve Alevilerin içinde bulunduğu sosyal durumu konuştuk.

-De­de­lik nasıl ve ne zaman doğ­muş­tur?

Hasan Kı­la­vuz : İlk önce inanç­tan bak­mak lazım. Yer­yü­zün­de yüz­ler­ce inanç, din var­dır. Se­ma­vi din­le­rin dı­şın­da na­tü­rel din­ler var­dır. Her inan­cın ister se­ma­vi din­ler olsun, ister se­ma­vi din­le­rin dı­şın­da ki diğer inanç­lar­dan olsun, her inan­cın inanç ön­der­le­ri var­dır, her inan­cın inanç ku­ral­la­rı var­dır. İnanç ku­ral­la­rı­na göre o inan­cı yö­ne­ten ve yön­len­di­ren ki­şi­ler inanç ön­de­ri­dir. Ale­vi­lik de bir inanç­tır. Ana­do­lu coğ­raf­ya­sın­da şu­an­da yer­leş­miş va­zi­ye­ti ile Ale­vi­ler ki bu Ale­vi­lik Ana­do­lu coğ­raf­ya­sı­na ma­ya­lan­mış ama kö­ke­ni­ne git­ti­ğin zaman bin­ler­ce yıl­lık nice uy­gar­lık­la­rın içe­ri­sin­den sü­zü­le­rek gelip bu­ra­da ma­ya­lan­mış bir inanç­tır. Ve bu inan­cın ken­di­si­ne göre de bu bin yıl­la­rın içe­ri­sin­de oluş­tur­du­ğu ku­ral­la­rı, ka­ide­le­ri, emir­le­ri, ya­sak­la­rı ve buy­ruk­la­rı var­dır. İşte bunu ken­di­si­ne bend olan, kabul eden Ale­vi­le­ri yö­ne­ten ve yön­len­di­ren kişi kı­la­vuz inan­cın ön­de­ri­dir. Buna Alevi de­yi­min­de pir, reh­ber, mur­şid den­miş­tir. Bu isim­ler bu­lun­duk­la­rı hi­ye­rar­şik ma­ka­ma göre sı­ra­la­nır ama bunun hep­si­ni ka­mu­fu­le eden, örten, al­tın­da giz­le­yen isim Dede’dir. İşte bizim aile­miz­de böyle bir hi­ye­rar­şi­den ge­li­yor. Ana­do­lu’da yer­leş­ti­ği yer­le­şim bi­ri­mi­ne göre çev­re­sin­de ona bağlı bu­lu­nan, o hi­ye­rar­şi aile­si­ne bağlı bu­lu­nan ta­lip­le­ri var. Onun ta­lip­le­ri daima inanç­sal bo­yut­ta kont­rol al­tın­da tut­muş­tur. Hi­ye­rar­şi aile­le­rin et­ra­fın­da top­la­nan Ale­vi­ler bütün alan­lar­da o aile­le­ri­ne o inanç ön­der­le­ri­ne so­rum­lu olmuş, yani onun ya­şa­mın­dan, ye­me­sin­den, iç­me­sin­den, aile ya­pı­sın­dan, sos­yal iliş­ki­ler­den, der­di­ne der­man ya­ra­sı­na mer­hem ola­cak de­re­ce­de on­la­rı elde tut­ma­ya ça­lış­mış­tır. Geç­miş­te böy­le­si ciddi ve sıkı iliş­ki­ler ol­muş­tur. Bugün belki gev­şe­miş­tir. Bugün belki o günkü yapı yok. Ama o gün öy­ley­di. En sı­kın­tı­lı gün­le­rin­de de­de­le­ri­ne, se­yit­le­ri­ne, mur­şid­le­ri­ne gi­dil­di­ği gibi on­la­rı en sı­kın­tı­lı ve zor gün­le­rin­de de dede de on­la­ra git­miş­tir. Der­di­ne der­man ol­muş­tur. Yar­dım et­miş­tir. Sı­kın­tı­sı­nı sor­muş, kı­la­vuz­luk yap­mış­tır. İşte bu iliş­ki­ler­den do­la­yı gü­nü­mü­ze kadar gel­miş­tir ve Ale­vi­ler kendi inanç ön­der­le­ri­ne dede de­miş­ler­dir. De­de­li­ğin geç­miş­ten gelen böyle bir ya­pı­sı var­dır. Ama de­de­lik hemen ken­di­li­ğin­den olan bir şey de­ğil­dir. Me­se­la nasıl bir öğ­ret­me­nin sı­nı­fa girip ço­cuk­la­ra eği­tim ve­re­bil­me­si için dip­lo­ma­ya ih­ti­ya­cı varsa, pe­da­go­ji eği­ti­mi gör­müş, iyi bir eği­tim gör­müş, bu işi be­ce­re­bi­li­yor mu? Bu ol­gun­lu­ğa ve yet­kin­li­ğe sa­hip­tir diye dip­lo­ma ve­ri­lip okula tayin edi­li­yor. Alevi de­de­le­rin­de de böy­le­dir. Di­ye­lim ki o hi­ye­rar­şik dede aile­nin için­de 3-4 çocuk var­dır ama de­de­lik yapan kişi o hi­ye­rar­şik aile­nin için­de bu ko­nu­ya en yet­kin ki­şi­dir. Yani aile bü­yü­ğü bütün ço­cuk­la­rı­na de­de­lik ya­pa­bi­lir­sin de­me­miş­tir. Yani o ko­nu­da en yet­kin olan, bil­gi­si olan, iti­bar­lı, seç­kin, say­gın­lı, top­lum için­de se­vi­len ve bek­le­nen kişi ancak o hiz­me­te git­miş­tir. Ka­rar­la­rı cid­di­ye alın­mış­tır. Sözü din­len­miş­tir. Ver­di­ği hü­küm­ler uy­gu­lan­mış­tır. İşte de­de­lik de­di­ği­miz bu ol­gu­lar süreç içer­sin­de iti­ba­rı­nı ko­ru­ya­rak gü­nü­mü­ze kadar ge­ti­ril­miş­tir.

-Ale­vi ve Sünni aile­le­rin ço­cuk­la­rı ev­le­ne­bi­lir mi? 

H.K: Nice Sünni aile­le­rin ço­cuk­la­rı var, Ale­vi­ler­le ev­li­dir. Ol­duk­ça da mut­lu­dur­lar, hu­zur­lu­dur­lar. Ya­kı­nen ta­nı­dı­ğım Ka­ra­de­niz­li, Orta Ana­do­lu­lu Sünni aile­ler, dost­lar, mu­hab­bet­le bu­ra­ya gelen ta­nı­dık­la­rım var. Bu 71 yıl­lık ömür­de ta­nı­dı­ğım aile­le­rin ya­pı­sı­na bak­tı­ğım­da çoğu, tabiî ki is­tis­na­lar hariç kız­la­rı­nın bir Alevi ile evli ol­du­ğun­dan mut­lu­dur­lar. Neden? Kız­la­rı baskı al­tın­da de­ğil­dir, yani ra­hat­tır, öz­gür­dür, is­te­di­ği gibi gi­de­bi­li­yor, ko­nu­şa­bi­li­yor, ge­ze­bi­li­yor, top­lum içine gi­re­bi­li­yor, işin o sos­yal yö­nü­nü bir ka­za­nım ola­rak kabul ede­bi­li­yor. İnsan ha­ya­tın­da da bu çok önem­li­dir. Bir di­ğe­ri ise kızı Sünni’ye giden Ale­vi­ler­den ol­duk­ça şi­ka­yet­ler var. “Kı­zı­mız ör­tün­dü, kı­zı­mı­zı zorla ca­mi­ye gö­tür­dü­ler, zorla oruç tut­tu­ru­yor­lar, zorla ba­şör­tü­sü ört­tü­rü­yor­lar” Bu se­fer­de işin bu cep­he­sin­den bak­mak ge­re­ki­yor. İki ta­raf­lı. Ama tüm bun­la­ra rağ­men ne ya­par­san yap bizim alevi pir­le­ri­nin söy­le­di­ği çok ciddi bir söz var. “Ne sen iyi­sin, ne ben iyi­yim. İyiler iyi­dir.” 
Bu Sünni ce­ma­at­ten olur, Alevi ce­ma­at­ten olur, Er­me­ni’den , Ya­hu­di’den olur. “İyiler iyi­dir.” Buna ba­ka­rak hayat ar­ka­da­şı­nı, seç­mek lazım. Ama birde bir ger­çek var ki za­ma­na bı­ra­ka­cak­sın. Kendi öz-gür ira­de­le­ri ile kendi ka­rar­la­rı­nı ver­me­le­ri lazım. Özgür ira­de­le­ri ile kendi ka­rar­la­rı­nı ver­me­yen ço­cuk­la­rın aile­le­ri son­ra­dan vic­dan azabı çe­ki­yor­lar, iyi ve ya kötü.. Ama ço­cuk­la­rı­mız kendi ka­rar­la­rı­nı ver­dik­le­ri zaman aile­ler vic­da­nen ra­hat­tır.. “Ço­cu­ğum bu ka­ra­rı sen ver­din, bunu te­la­fi etmek de sana düşer, devam eder­sin et­mez­sin, ay­rı­lır­sın ay­rıl­maz­sın bu sana kal­mış­tır..” O özgür ira­de­nin mut­la­ka hayat bul­ma­sı lazım. Bu çok önem­li­dir. Ço­cuk­la­rı­mız hem tec­rü­be sa­hi­bi olur, hem de top­lum­da bir baş­ka­sı­na so­rum­lu­lu­ğu yük­le­mek­ten de seni alı­ko­yar. Kim­se­yi so­rum­lu tu­ta­maz­sın.

-Ce­me­vin­de Ale­vi­ler dini nikah kıyar mı?

H.K: Evet. İnanç Ku­ru­lu’na gi­di­le­rek hazır ce­ma­ati­nin hu­zu­run­da iki­si­nin de ik­ra­rı alı­na­rak dua edi­le­rek ni­kah­la­rı kı­yı­lır. Resmi ni­ka­hı ol­ma­dan dini nikah kı­ya­mı­yo­ruz. Se­be­bi ise me­se­la biz bu­ra­da söz­le­ri­ni aldık, ik­rar­la­rı­nı aldık. Ama bu­ra­dan çık­tık­tan sonra 2 gün sonra an­la­şa­ma­dık­la­rın­da mağ­du­ri­yet­le­ri kim ko­ru­ya­cak.. Onun için bizim için iki ta­ra­fın mağ­du­ri­yet­le­ri önem­li.. Bizim için hukuk önem­li­dir.

-Ale­vi­lik­te so­run­lar ce­ma­at…. önün­de mi tar­tı­şı­lır?

H.K: De­de­nin ka­ra­rı hazır ce­ma­atin hu­zu­run­da olur. İçinde bu­lun­du­ğu top­lu­mun şe­ha­de­ti ile dede karar verir. Ör­ne­ğin bo­şa­nan bir çift de­de­nin kar­şı­sı­na çık­tı­ğın­da Dede der ki, ce­ma­at önün­de kı­zı­mız geldi böyle bir şi­ka­ye­ti var, oğlan geldi böyle bir şi­ka­ye­ti var. Ve orada hazır ce­ma­ate yani anne, baba, komşu, dost, hısım, kirve var­dır. Orada on­lar­da şa­hit­lik ya­par­lar. Doğru mudur, yalan mıdır diye ora­da­ki ce­ma­atin­de söz hakkı var­dır. Ev­li­lik nasıl bir haksa, ay­rıl­mak da hak­tır. Ama rı­za­lık ile. Ev­li­lik nasıl rı­za­lık ile olur­sa ay­rıl­mak­ta da rı­za­lık alı­nır. Tabi bu söy­le­dik­le­rim yine be­lir­ti­yo­rum ki belki gü­nü­müz­de bu ol­gu­lar gev­şe­miş­tir. Ama geç­mi­şi­miz­de böyle cid­di­lik var­dır. De­de­nin hu­zu­run­da bu ko­nu­lar tar­tı­şı­lır. Ve ce­ma­atin önün­de dede iki ta­ra­fın­da mah­ke­me­le­re dü­şür­me­den sı­kın­tı­la­rı ce­me­vin­de çöz­me­ye ça­lı­şı­lır ve hüküm ve­ri­lir.

-Ale­vi­lik sizce din midir?

H.K: Ale­vi­lik doğal bir din­dir. Neden doğal din­dir? Din de­yin­ce hemen ki­ta­bı ola­cak, pey­gam­be­ri ola­cak denir. Bu din­dir, bunun dı­şın­da din yok­tur der­ler. 2015 yı­lın­da bu dün­ya­nın kü­çül­dü­ğü me­de­ni­yet­le­rin art­tı­ğı ve bu kadar çağ at­la­dı­ğı­mız za­man­da bak­tı­ğı­mız zaman Dün­ya­da ne­re­dey­se 8 mil­ya­ra yakın insan ya­şı­yor. Müs­lü­man­lı­ğı, Hı­ris­ti­yan­lı­ğı, Ya­hu­di­li­ği nüfus ola­rak top­la­dı­ğı­mız­da daha 3 buçuk mil­yar yap­mı­yor?.. Peki diğer kalan 4 mil­ya­ra yakın in­san­la­rın hepsi din­siz, inanç­sız mıdır? Bir Bu­diz­mi dü­şü­nün? 1 mil­ya­ra yakın Bu­diz­me ina­nan insan var­dır. Hin­du­lar? Hin­das­tan’da 400 mil­yo­na yakın Hindu inan­cın­da… Hin­du­lar ise “Ganj bizim için kut­sal­dır” diyor. Yer­yü­zün­de yüz­ler­ce inanç ve din var­dır. Ve her dinin kural ve ka­ide­le­ri o dinin men­sup­la­rı ta­ra­fın­dan kut­san­mış­tır. Onun için Müs­lü­man­lar olsun, Hı­ris­ti­yan­lar, Ya­hu­di­ler olsun, her inan­cın men­sup­la­rı kendi inan­cı­nı ya­şa­ma­lı. Kendi inanç­la­rı­na say­gın­lı­ğı­nı ko­ru­ma­lı. Ama bir diğer inan­ca kahır yük­le­me­me­li. Öte­ki­leş­tir­me­me­li. Kin ve öfke bes­le­me­me­li. Do­la­yı­sıy­la bu top­rak­lar­da Ale­vi­ler ya­şı­yor­sa Ale­vi­li­ği­ni öz­gür­ce ya­şa­ma­lı, Sun­ni­ler, Ya­hu­di­ler , Hin­du­lar vs. yani her­kes kendi inan­cı­nı ya­şa­ma­lı­dır. Ca­mi­ye giden ca­mi­si­ne, ki­li­se­ye giden ki­li­se­si­ne, ce­me­vi­ne giden ce­me­vin­de ra­hat­ça inan­cı­nı ya­şa­ma­lı. Bir kim­se­nin inan­cı­nı baş­ka­sı be­lir­le­ye­mez. Ben is­te­di­ğim kadar sa­at­ler­ce senle ko­nu­şa­yım ama senin yü­re­ğin­de­ki duy­gu­la­rı ve senin yü­re­ğin­de­ki o tit­re­şim­le­ri neye inan­dı­ğın şey­le­ri asla tes­pit ede­mem ve yön­len­di­re­mem. O sana ait­tir. Onun­la senin arana hiç kimse gi­re­mez. İşte ben onun için di­yo­rum inanç­la­rın önüne asla ba­ri­kat­lar kur­ma­ma­lı­yız. Ale­vi­lik kendi ba­şı­na bir inanç­tır. Ku­ral­la­rı, ka­ide­le­ri var­dır. Bı­ra­kın Ale­vi­ler neye ina­nı­yor­sa ona inan­sın­lar, neyi inanç ma­be­di ola­rak kabul edi­yor­lar­sa ona git­sin­ler. Bizim inanç evi­miz ce­me­vi­dir.

-Ce­me­vin­de iba­det ola­rak ne ya­pı­lır?

H.K: Ce­me­vin­de ol­du­ğu gibi bü-tün inanç ma­bet­le­rin­de inanç hiz­met­le­ri ve­ri­lir. İnanç­sal bo­yut­lar­da ça­lış­ma­lar ya­pı­lır. Ce­mev­le­rin­de cem ya­pı­lır, her ayın son Per­şem­be günü cem tö­ren­le­ri ya­pı­lır. Cem tö­ren­le­ri­miz dede, zakir, saz ve se­ma­ven­le­rin eş­li­ğin­de ya­pı­lır. Hazır ce­ma­at gelir. Bizde müzik ol­ma­dan cem iba­de­ti olmaz. Müzik de­di­ği­miz ise saz ve bağ­la­ma­dır. Neden sazla bağ­la­ma? Kaç yüz­yıl­dan beri? Kim bilir kaç yüz­yıl­dan beri inanç ve iba­de­ti­miz­de o de­de­le­rin elin­de telli kuran de­miş­ler… Ve onun­la be­ra­ber, onun eş­li­ğin­de için­de kay­na­yan söz ve du­alar­la onu mü­zik­leş­tir­miş. Ve daima ta­li­bi­ni onun­la yön­len­dir­miş. Saz, bağ­la­ma önem­li bir öl­çü­dür Ale­vi­ler­de. Ve bizim bütün aşık­la­rı­mız, ozan­la­rı­mız saz çalar. Bin­ler­ce de­ği­şik duayı gül­ben­gi onu ça­la­rak dile ge­ti­rir. Biz iba­de­ti­mi­zi böyle onla ya­pa­rız. Me­se­la “Bu şeye ben­zer bir ka­za­na su dol­du­rur­sun ve al­tı­na da ateş ya­kar­sın kay­na­ma­dık­ça taş­maz, ama kay­na­ya­bil­me­si için­de al­tı­na ye­te­ri de­re­ce­de ısı ver­mek lazım..” Şimdi inanç ve iba­det de böy­le­dir. Eğer bir in­sa­nı söy­le­ye­rek, an­la­ta­rak iş­le­ye­rek cuşa ge­tir­mez­sen yü­re­ği­ni kay­nat­maz­san , söz­ler­le de­yiş­ler­le, mü­zik­ler­le bir in­sa­nı cuşa ge­ti­rir. İşte bizim cem­le­ri­miz­de böyle bir cuşu yani kişi duy­gu­la­na­cak onun o duy­gu­la­rı­na hitap ede­cek­sin. Et­me­si­ni bi­le­cek­sin. O duy­gu­la­ra hi­tap­ta sazla ile söz ile de­yiş­le olur. Onun için bizim aşık­la­rı­mız, ozan­la­rı­mız yüz­yıl­lar­dan beri böyle bir yol ve yön­te­mi tu­ta­rak gü­nü­mü­ze kadar ge­tir­miş­ler­dir. Bun­la­rın yanı sıra ce­mev­le­rin­de ce­na­ze hiz­met­le­ri olu­yor, üç ye­mek­le­ri, kırk ye­mek­le­ri, adak­lar, di­lek­ler, küçük ço­cuk­la­rı­nı ge­ti­rir­ler dua oku­tur­lar. İsim tö­ren­le­ri olur. Ve imkan ve ola­nak­lar ol­duk­ça cem evin­de maddi yar­dım­lar da olu­yor. Üni­ver­si­te­si öğ­ren­ci­le­ri­ne, du­ru­mu ol­ma­yan aile­le­re hatta Su­ri­ye­li­le­re bile yar­dım­da bu­lu­yo­ruz.

-Ale­vi­ler Allah’a inan­mı­yor der­ler. Doğru mudur? 

H.K: Hiç­bir Alevi Allah iki­dir demez. Ale­vi­ler der ki tanrı bir­dir. Sünni bir der, Ya­hu­di de bir­dir der hatta yer­yü­zün­de nice in­san­lık tanrı bir­dir ama tanrı ner­de­dir, na­sıl­dır? Tan­rı­yı nasıl tarif eder­sin? İşte orda fark­lı­lı­ğı­mız var­dır. Tan­rı­nın bir­li­ği­ne şüphe yok. Ama tarif fark­lı­dır. Her­kes ken­din­ce tarif eder. Biz Ale­vi­ler hak bir­dir, tanrı bir­dir ama tanrı ner­de­dir? Sünni İslam ne der? Ne yer­de­dir, ne gök­te­dir, gö­rül­mez, tu­tul­maz, bi­lin­mez böyle bir tarif yapar. Ama Alevi de­de­le­ri, se­yit­le­ri ve pir­le­ri tarif eder­ken tanrı sana en yakın olan­dır der. Tanrı in­sa­nın için­de­dir. İnsa­nın gön­lün­de­dir. Sen in­sa­nı tarif eder­ken as­lın­da tan­rı­yı tarif edi­yor­sun. Tan­rı­nın var­lı­ğı­nı, tan­rı­nın bir­li­ği­ni uzak­ta değil daima ken­din­den arı­yor­sun. Hiç­bir zaman bir Alevi demez ki ce­me­vi Al­la­hın evi­dir. Bu de­yi­mi Ale­vi­lik­te kul­la­nıl­maz. Külli gü­nah­tır. Al­la­hın evi olmaz. Allah’ın evi in­sa­nın gön­lü­dür. Ta­nı­rı­nın evini tarif eder­ken ken­di­ni tarif ede­cek­sin işte bizim tanrı ta­ri­fi­miz budur. Yani Ale­vi­le­rin,pir­le­rin kadim ta­ri­fi­dir. Der­ler ki “Allah’tan kor­ku­lur, kor­ku­lan bir Allah se­vil­mez. So­rar­sın ama Allah se­vi­lir mi? Se­vil­mez olur mu” der­ler.. Kor­ku­lan bir Allah se­vi­lir mi? Önce bir kere se­ve­cek­sin. Onun için hak se­vi­lir. Hak­kın in­sa­nı ol­du­ğu onun için di­yo­ruz ne ya­par­san yap insan gön­lün­de­dir, ve in­sa­nın ce­ma­li tan­rı­nın ce­ma­li­dir. Bu ev­ren­de gör­dü­ğün her var­lık­ta hak var­dır. Tanrı var­dır. “Esen yel­de­dir. Uçan kuş­ta­dır. Akan su­da­dır. Dağ­da­dır, taş­ta­dır, her bahar biten çay­da­dır, çi­men­de­dir, gül­de­dir, çi­çek­te­dir. Tanrı her yer­de­dir ve her var­lık­ta­dır. “ Ken­di­ni bilen, ol­gun­la­şan, gönül kır­ma­yan, yar­dım sever, bütün me­zi­yet­le­ri ken­din­de top­la­yan insan hakka yakın in­san­dır. Onun için di­yo­ruz ki hak in­san­da­dır. Hak in­sa­nın gön­lün­de­dir ve ona en yakın olan da bütün in­san­lı­ğın rı­za­sı almış ki­şi­dir. Yani in­san­lı­ğa ken­di­sin­den razı olan­dır, mem­nun olan­dır. Onun için biz di­yo­ruz ki ne ya­par­san yap insan gön­lü­nü kırma, in­sa­nın gön­lü­nü kı­rar­san hakkı in­cit­miş olur­sun. Yoksa küf­re­de­rek, ba­ğı­ra­rak tan­rı­yı in­ci­te­mez­sin.

-Peki ale­vi­ler ca­mi­ye gi­rer­ler mi?

H.K: De­di­ğim gibi başta da söy­le­di­ğim gibi her inan­cın kendi için­de ku­ral­la­rı var­dır. Ale­vi­lik de öyle bir kural yok, şart yok­tur. Gönül var­dır. Ada­mın biri gö­nül­lü­dür ca­mi­ye git­mek is­ti­yo­rum der… gi­de­bi­lir.. Öyle bir yasak yok­tur. Me­se­la bizi ca­mi­de top­lan­tı­ya, sem­poz­yu­ma ça­ğı­rı­yor­lar gi­de­riz, soh­be­ti­mi­zi ede­riz. Bizde ce­me­vi­ne müf­tü­lü­ğü ça­ğı­rı­rız.

-Peki siz Hasan Bey ca­mi­de namaz kılar mı­sı­nız? 

H.K: Yok ben kıl­mam..

-Cemevin­de namaz kılar mı­sı­nız?

H.K: Tabi ki.. Mak­sat na­maz­da dua ve rükü ise biz her yerde ya­pa­rız.. Na­maz­da mak­sat nedir? Du­adır, şekil de­ğil­dir. Bakın biz şe­kil­ci­li­ğe cid­den kar­şı­yız. Özün­de kar­şı­yız. Diyor ki “oğul şe­kil­ci­lik­le ken­di­ni kan­dı­rır­sın ama hakkı kan­dı­ra­maz­sın” Nedir? Di­zin­le hakka va­ra­maz­sın. Bunu bizim Ale­vi­le­rin kadim pir­le­ri söy­le­miş­tir. Bu inan­cın ma­ya­sı­nı atan in­san­lar. Di­zin­le hakka va­ra­maz­sın, gön­lün­le hakka va­rır­sın. Eğer sen gö­nül­den bir dua edi­yor­san otu­rur­ken de, yü­rür­ken de, ge­zer­ken de, uçar­ken de dua eder­sin yü­rek­ten. İba­de­tin şekli, za­ma­nı, vakti olmaz.. Sen her dem, her sa­ni­ye iba­det ha­lin­de ola­cak­sın.. Peki nasıl olur? Dav­ra­nı­şın, otur­man, kalk­man, ko­nuş­man gez­men yemen, içmen bir bütün ola­rak ya­şa­mın inan­cın demiş ya? Her dem iba­det ha­lin­de ola­cak­sın. Bizim cem ev­le­ri­miz­de­ki mana iba­det­ten öte. Rı­za­lık alıp ve­re­cek­sin. Yani o ceme ge­len­ler bir­bi­ri­niz­den razı, bir­bi­ri­ni kıran var mı, küs­lük var mı, hak­kı­nı alan hak­kı­nı veren var mı veya bir şi­ka­yet varsa orda dil­len­dir­me­li ve ora­da­ki hazır ce­ma­at karar ver­me­li. Eğer ce­me­vin­de in­san­lar bir­bi­rin­den rı­za­lık al­ma­dıy­sa o cemin bir ma­na­sı yok­tur. İşte cem­le­ri­miz dün­den bu­gü­ne bu şekle gel­miş­tir. Eğer rı­za­lık alır­sa, rı­za­lık da ve­rir­sen. Yani her­kes sen­den razı olur­sa ve sen ye­ni­den doğ­muş gibi olur­sun ve o top­lum için­de başı dik do­la­şır­sın. İşte iba­de­tin en bü­yü­ğü odur rı­za­lık alıp ver­mek­tir.

-Cem ev­le­rin­de ce­na­ze­ler­de mer­hum yı­ka­nı­yor mu? Ab­dest alı­nı­yor mu?

H.K: En büyük edep bir me­yi­de edep erkan için­de hiz­met et­mek­tir.. Onun inan­cı usül­le­ri­ne göre yı­ka­mak, te­miz­le­mek, ke­fen­le­mek­tir. Ab­dest ko­nu­su­na ge­lin­ce elini aya­ğı­nı yı­ka­mak­la te­miz­le­ne­mez­sin. Gön­lü­nü yı­ka­mak­la ancak te­miz­le­nir­sin. Me­se­la dü­şün­ki bir meyi de gel­din bir ölüyü duy­dun.. Gi­de­lim ce­na­ze­si­ne dedin.. şimdi gel­din hemen elini aya­ğı­nı yı­ka­dın gelip safda dur­dun.. şimdi so­rar­lar eğer için­de kin varsa, kibir varsa düş­man­lık varsa o me­yi­de bir kız­gın­lı­ğın varsa ve ya­hut­ta ak­ra­ba­la­rı­na bır kız­gın­lı­ğın varsa, veya ha­yat­ta iken küs­müş­sün, da­rıl­mış­sın, in­cit­miş­sin her­han­gi bir şey.. peki elini aya­ğı­nı yı­ka­ma­nın ma­na­sı nedir? Kimi kan­dı­rı­yor­sun..Onun için diyor ki “sen hakkı gör­mez­sin, tan­rı­yı gör­mez­sin ama hak seni görür”.. Onun için her ha­re­ke­ti­miz, her dav­ra­nı­şı­mız hakka ayan­dır. Bizim inan­cı­mız aklın inan­cı­dır. Ale­vi­lik inan­cın­da akıl önde inanç ar­ka­dan gider.. Hiç­bir zaman inanç aklın önüne geç­mez. Bizde daima akıl ön­de­dir.  İnanç ar­ka­dan gelir aklın süz­ge­cin­den geçer. Onun için de­miş­tir.  Elini aya­ğı­nı yı­ka­mak­la hakkı kan­dı­ra­maz­sın, gön­lü­nü ak­la­mak­la te­miz­len­mek­le hakka va­rır­sın.. Onun için biz di­yo­ruz ki bir me­yi­de gi­der­ken ona ya­kı­şır bir şe­kil­de gidin. Be­de­nen ve ruhen te­miz­le­ne­rek gi­de­cek­sin.

Son ola­rak Güney okuyucularımıza söylemek is­te­di­ği­niz bir şey var mı?

H. K: Bütün inanç­lar, bütün inanç ön­der­le­ri.. Bu ül­ke­nin barış, bir­lik­te­lik, de­mok­ra­si, huzur içe­ri­sin­de ya­şa­mı­na yö­ne­lik söy­lev­le­ri ve tav­si­ye­le­ri her dem, her daim ce­ma­atin için­de ol­ma­lı ve bütün inanç­lar bir­bir­le­ri ile kar­deş­çe, her­kes inanç­la­rı­nı öz­gür­ce ya­şa­ya­rak bir­bi­ri­ne kahır et­me­den, bir­bi­ri­ne ha­ka­ret et­me­den ya­şa­ma­la­rı­na ola­nak sağ­la­ma­lı ve tav­si­ye­de bu­lun­ma­lı, bu yönde ce­ma­ati­ne tel­kinler­de bu­lun­ma­lı. Benim son söz­le­rim bun­lar­dır ve si­ze­de ay­rı­ca bu söy­le­yi­şi için çok te­şek­kür edi­yo­rum. Başarılarınızın devamını diliyorum.

http://www.guneygazetesi.com/

Bu Haberde Dikkatinizi Çekebilir!

alevi-bektasi-federasyonu-genel-merkezine-saldiri

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Merkezine Saldırı

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Merkez Binamıza dün gece kimliği belirsiz kişi veya kişilerce girilmiş, ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir