Anasayfa » Haberler » Türkiyeden Haberler » Maraş Katliamı Edebiyat ve hafıza
Maraş Katliamı Edebiyat ve hafıza

Maraş Katliamı Edebiyat ve hafıza

Yaşanan gerçeği edebiyat ve sanatın aydınlatabileceğini-hatırlatabileceğini vurgulayalım. Toplumsallaşan bir hafıza unutmayı ve unutturanları mağlubiyetle tanıştırabilir. Toplumsal travmaları yaşamamanın yolu belki de budur.

Sadece şu son iki yıl içinde tanıklık ettiğimiz olaylar bile gösteriyor ki, Türkiye toplumu unutarak aşmaya çalışıyor travmalarını. Katliamlar, ölümler, savaşlar, daha genel bir ifadeyle, baş etmekte zorlanılan olaylar bastırılıyor, hafızanın en karanlık, kuytu köşelerine itiliyor. Bilinçsizce yapılmış, istem dışı bir refleks değil bu.

Unutmak ve yok saymak toplumca onaylanmış bir devlet politikası. Daha önce de vurgulamıştım; “linç kalabalıklarına karışıp hiç tanımadığı bir insanı paralayan kendi halinde bir aile babası, “işi gereği” tutuklulara işkence yapan emniyet görevlisi, göstericilerin gözüne biber gazı sıkan polis, arkadaşlarını ihbar eden muhbir vatandaş, karısını delik deşen eden koca, kızını taciz eden baba, hayvanlara eziyet eden çocuklar… Bunları yaparken duyulan haz… Hasetle, kinle, düşmanlıkla yoğrulmuş bir ruh hali… Tehlikeli olan, söz konusu durumun Türkiye’de herkes tarafından pişkinlikle karşılanması, sorgulanmak yerine elbirliğiyle gizlenmesi, kurbanın suçlu yerine konulup başına gelene razı olması yönünde topluca çaba gösterilmesi… Ve edebiyatın da bu sürece susarak destek vermesi.”

Anılması bile yasak
Yukarıdaki değerlendirme abartılı ve karamsar gelebilir. Ancak 20.yüzyıl boyunca vuku bulmuş travmatik olayları, bunların sanat ve edebiyattaki karşılıklarını düşündüğünüzde cümlelerimin hafif kaçtığını bile söyleyebilirim. Bunun en çıplak örneği Maraş katliamıdır. Pek çok büyük trajik ve travmatik olay gibi Maraş katliamı da resmi tarihin içinde kaybedildi. Kimse adını anmıyor, dahası yas tutmaya izin bile verilmiyor artık. Öyleyse unutma/unutturma operasyonunun bilinçli ve başarılı olduğunu kabul etmek zorundayız. 2015 yılına gelindiğinde sonuç alınmış; resmi tarihe -ve belleklere- Alevi-Sünni çatışması olarak kaydedilmiş, katiller gizlenmiş, yüzleşme geçiştirilmiş, vicdanlar rahatlatılmıştır.

Ve yine her travmada olduğu gibi sanat ve edebiyat bu olayı seçici bir unutkanlıkla perdeliyor. 78’den bu yana binlerce hikâye ve roman yayımlandı Türkiye’de. Maraş’tan, Maraş’ın isimsiz kurbanlarından söz açan o kadar az ki… Sadece beş isim sayabiliyorum utancımızı hafifletecek; İnci Aral’ın “Kıran Resimleri”(1983) adlı hikaye kitabı, Ayşegül Devecioğlu’nun “Ağlayan Dağ Susan Nehir” (2007), Gönül Kıvılcım’ın “Babamın En Güzel Fotoğrafı”(2012), Cem Kalender’in “Kayıp Gergedanlar”(2013) ve Jale Sancak’ın “Fırtına Takvimi”(2013) romanları…

Edebiyat ve hafıza
İnci Aral’ın katliamın hemen ertesinde tanıklarla yaptığı görüşmelerden sonra kaleme aldığı “Kıran Resimleri” ile başlayalım. Katliamın öncesini, katliam anını ve katliam sonrasını kapsayan dokuz hikâyeden oluşan “Kıran Resimleri”, bütünüyle Maraş Katliamını konu edinmiş yegâne kurmaca eserdir. Yedi hikâyede saldırılara maruz kalmış kadınları konuşturur Aral. Suskunluklarını içseslerle, bilinç akışıyla yansıtır. İki hikâyede ise ifade veren saldırgan erkeklerle karşılaşırız. Kadınların öne çıkarılması nedensiz değil; çünkü katliam kadın, erkek, yaşlı, çocuk gözetmezken, kadınlar ikinci bir şiddete daha maruz kalmış, çok sayıda tecavüz vakası yaşanmıştı. İnci Aral, dokuz hikâyede vahşeti pek çok yanıyla resmederken şu soruyu atıyor ortaya; “Bu nasıl bir kindi, kim büyütmüştü onu, nasıl ve ne zaman?”

2000’li yıllarda yazılan dört roman ise hatırlama süreçleri üzerine kurgulanmış ve Maraş katliamı hikâyelere çağrışımlar yoluyla katılmıştı. Mesela Ayşegül Devecioğlu “Ağlayan Dağ Susan Nehir” romanında; yaşadıkları ya da göç ettikleri her yerde gizlenilmesine gerek bile duyulmayan bir düşmanlıkla kuşatılan, horlanan, yüz yıllardır tarih dışı kalmış bir topluluğu, çingeneleri anlatırken yer vermişti Maraş’a. Doğrusal bir seyir izlemeden, geriye dönüşlerle, geçmişle bugün arasında zamansal sıçramalarla uzun bir tarihsel dönemi hatırlıyordu anlatıcı. Gönül Kıvılcım’ın “Babamın En Güzel Fotoğrafı” romanı köklerini arayan bir kadının belleğinden yapılan hüzünlü ve sarsıcı bir yolculuk hikâyesi. Roman kahramanı bir fotoğrafın çağrışımlarıyla çocukluğunu geçirdiği yerleri ziyaret etmek ister. Gördükleri 70’li yıllara İç Anadolu’nun küçük bir kasabasında öğretmenlik yapan anne ve babasının tanık oldukları acı olaylara, Maraş katliamına götürecektir Sema’yı. Gönül Kıvılcım, kimsenin hasarsız atlatamadığı bir dönemi büyük bir duyarlılıkla canlandırırken suçun her yana sinmişliğini hatırlatıyor.

 Cem Kalender “Kayıp Gergedanlar”ı iki yaşanmış acı olaydan etkilenerek kaleme almış. İlki Maraş katliamı… Diğeri 2011’de Maraş’ta annelerin ölümü nedeniyle intihar eden dört genç kardeşin hikâyesi. Çocuklarını toplumdan korumak için toplumla iletişim kanallarını kapatan bir kadının hayat felsefesinin kaynağına inmeye çalışıyor Kalender. Katliamın başladığı, tırmandığı ve kadının ailesinin kapısına dayandığı bölümlerde vahşetin bütün çıplaklığıyla sergilendiği “Kayıp Gergedanlar” tarihin suya sabuna dokunmayan anlatısında gedik açan romanlardan bir tanesi.

Jale Sancak’ın “Fırtına Takvimi” romanında da bellek hapishanesindedir roman kahramanı. Hikâye anlatı zamanında uğradığı bir mağduriyet sonucunda, bastırdığı ama unutamadığı bir tarihi, zalimin zulmünün o en çıplak ve kanlı anlarından birini yeniden hatırlayacaktır; Maraş’ı, Maraş katliamını… Travmaya maruz kalmış, travma yaraları sarılmamış, mağduriyeti giderilmediği gibi her seferinde yeniden mağdur edilen bir insanın iç dünyasına götürüyor okuyucusunu Sancak.

Bahsi geçen beş eser bu topraklarda yaşanan bir felaketin ardından çıkan edebi olarak güçlü, toplumsal anlamda cılız seslerin toplamını sunuyor. Abartılı ve karamsar başlamıştım… Maraş’ın ardından sadece beş tane edebi eserin çıkması, bunların birçoğu için 2000’li yılları beklememiz bu karamsarlığı besliyor ne yazık ki. Yine de inadı canlı tutmak gerekiyor. Yaşanan gerçeği edebiyat ve sanatın aydınlatabileceğini-hatırlatabileceğini vurgulayarak bitirelim. Toplumsallaşan bir hafıza unutmayı ve unutturanları mağlubiyetle tanıştırabilir.

BABAMIN EN GÜZEL FOTOĞRAFI
Gönül Kıvılcım
Ayrıntı, 2012

KAYIP GERGEDANLAR
Cem Kalender
Alakarga, 2013

FIRTINA TAKVİMİ
Jale Sancak
Kırmızı Kedi, 2013

AĞLAYAN DAĞ SUSAN NEHİR
Ayşegül Devecioğlu
Metis, 2007

http://www.birgun.net/

Bu Haberde Dikkatinizi Çekebilir!

alevi-bektasi-federasyonu-genel-merkezine-saldiri

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Merkezine Saldırı

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Merkez Binamıza dün gece kimliği belirsiz kişi veya kişilerce girilmiş, ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir