Anasayfa » Makaleler » Ölümün türküsü
turan-eser

Ölümün türküsü

  1. Shakespeare, Macbeth adlı ünlü eserinde sanki bugünün Türkiyesi’ni anlatıyor; “En büyük acılar, kaygılara döndü, ölüm çanları kimin için çalıyor soran yok. Doğru insanların ömrü tükeniyor. Başına takılan çiçeklerden daha çabuk. Hasta olmadan ölüveriyor insanlar.”

Ölüm çanları bu kez onun için çaldı. O insan hakları mücadelesi aktivisti, Kürt sorununun çözümünde barışın elçisi ve adalet arayışında Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’ydi.

Dört Ayaklı Minare’ye yapılan silahlı saldırıyı kınamak için gitti, ruhu gönlümüze, bedeni Dört Ayaklı Minare’nin altına düştü. Adı faili belli diğer 17 bin siyasi cinayetlerde kaybettiklerimizin listesine eklendi.

Ölümün çanlarını çalan devlet cinnet geçiriyor. Ölenlerin payına ağıtlar ve ölümün türküleri düşüyor. Vatandaşlarını öldürmeye adamış devlet ahlaksızlığı, insanlık suçlarıyla ülkeyi yaşanmaz hale getiriyor. Umutsuzluğa kapılıp bu ülkeyi terk etmeye hazır on binlerce insan var!

Yüzleşme yok, tarih tekerrür ediyor

Tarihin karanlık kuyularında birikmiş acılar ve katliamlarla yüzleşip, aydınlık geleceğe yürümek yerine, o karanlık tarihin zalimleri ve zulmünden beslenerek tarihi tekerrür ediyorlar.

Bu karanlık tarihin temsilcisi olanlar, ‘Yeni Türkiye’ adına ecdatlarının soyunu sürdürüyor.

Dünden farklı ne var bu ülkede ?

Kültürel kimliklerin, dillerin, dinlerin ve tüm mazlumların musahipliğine, yoldaşlığına, kardeşliğine ve eşit yurttaşlığına izin mi veriyorlar? Hayır!

Zalimlerin tarihine sığınarak bu toprakları mazlumların mezarlarıyla dolduruyorlar. Asırlardır korkuyorlar. Korkularını korkutarak, öldürerek gizlemeye çalışıyorlar. Yüreği insan hakları ve adalet arayışı için çarpanlardan korkuyorlar.

Tahir Elçi’den de korktular ve bu yüzden onudiğer muhalifler gibi öldürdüler. Korktukça zulmediyorlar. Öldürüyorlar. Cismi ve kurumsal değişimler zihniyeti değiştirmeye yetmiyor!

Tahir Elçi, devletin Kürt sorununun çözümündeki samimiyetsiz, adaletsiz ve ahlaksız yaklaşımını görüyordu. Kürt sorununu şiddet ve savaş politikalarıyla çözümsüzlüğe sürükleyen AKP devletini görünür kılmak istiyordu.

Kör değil, gör kurşundu Önce hedef gösterildi ve sonra gereğinin yapılması uygun ‘gör’üldü.

Olan oldu! ‘Kör kurşun’ değil, ‘gör’ kurşunu Tahir Elçi’yi hepimizin gözü önünde öldürdüler. Hak ve adalet arayanları enselerinden vurmaya alışkın bu ülkede her evde farklı dillerde ölümün türküsü ve ağıtlar söyleniyor. Hrant için Ermenice, Tahir için Kürtçe ağıtlar yakılıyor.

Zulmün karşından hak ve adalet arayışında Tahir Elçilerin payına ölümün ağıtı düşüyor. Onun payına ölümlerin hikâyesinde buluşmak kalıyor.

Diyarbakır’da vurulmuş can, ‘faili belli’ siyasi cinayetler listesindeki barış elçilerinin hikâyesinde buluşuyor. Bu hikaye, barış ve yaşam hakkı yerine, 40 yıldır savaş ve ölüm seçeneğine sıkıştırılmış Kürt sorununun çözümsüzlüğünde ölenler ile Tahir Elçi’nin “1990’lı yıllardan bu güne JİTEM’ci ağababalarınıza ve generallerinize boyun eğmedim, sizden mi korkacağım” diyerek, tüm çığlığıyla ölüme meydan okuyan haykırışı ile zalimin zulmünü yenmek için ateşli mücadeleye inadına sarılanların ve insanlığın barış ile buluşturmasının hikâyesidir.

Ve biz, bu ülkenin acı hikâyelerini ölümün türküsüyle ya da kanlı savaşını diliyle değil, çokkültürlü ülkede özgür yaşama hakkına sahip çıkmak için barışın hikâyesini çok dilli yazmaya geldik.

Biz biliyoruz; Herkes kendine yakışan hikâyesiyle geliyor halkın huzuruna. Kimi zalimliği ve zulmü ile, kimi mazlumluğu ve mağduriyeti ile. Kimi zalimliğinin yarattığı tahribatları ve gerçekleri örtmek için öldürüyor, yasaklıyor.. Biz mazlumların barış hikâyesini yazıyoruz.

Kimileri gözlerimizi korkutarak körelmemizi istiyor. Biz gerçeğe karşı körleşmeye değil, bizzat gerçeğin kendisini anlatıyoruz.

Fıtratında öldürmek olanların maskelerini yırtmaya adadık mesleğimizi. Onlar barış için adalet arayan Tahir Elçi’yi öldürmeyi seçtiler. Tahir Elçi ise kıblesini zalimin zulmüne göre seçenlerden olmadı.

O mazlumun avukatı ve öğretmeni oldu. Yaşamında bunu gösterdi. Emredenlerin ölüm türkülerini değil, barışın türküsünü söyledi. Zalimlerin günahlarına, seçilmiş padişahların fetvalarına hizmet eden kulluk sözleşmelerine karşı çıktı.

Katli vacip ‘gör’üldü. Ve ‘gör’düler! ‘Gör’ kurşunu onu bizden ayırdı.

Tahir bize ‘Barış Elçiliğini’ miras bıraktı. Mirasına sahip çıkacağız… İnadına barış diyeceğiz!

Bu Haberde Dikkatinizi Çekebilir!

ali_kenanoglu

Tunceli Üniversitesinin Alevilik kaygısı

Tunceli Üniversitesi rektörü ve üniversitede Alevilik çalışmaları yürüten heyetle iki defa aynı ortamda bulunduk. Şu ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir